14 Şubat 2026 Cumartesi

KÖKLERİM VE KANATLARIM: AİLEM

İnsanlar, yaratılışları gereği sosyal canlılardır ve başka insanlara ihtiyaç duyarlar. Bu sebeple temel topluluklar oluşturmuşlardır; bunların en başında da aile gelir. Ailedeki kişiler birbirlerine kan bağıyla bağlı olsalar da aralarında güçlü bir duygusal bağ da vardır.

Aile kendi içinde kategorilere ayrılır; bunlar çekirdek ve geniş ailedir. Çekirdek aile; anne, baba ve çocukları kapsar. Geniş aile ise çekirdek ailenin aksine anne, baba ve çocukların yanı sıra anneanne, babaanne ve dede gibi aile büyüklerini de içine alır.

Aile, bireylerin hayatında önemli bir rol oynar. Bireylere verilen ilk eğitim ailede başlar. Aile, bizim ilerideki yol ayrımlarımızı belirleyen rehberimizdir. Düştüğümüzde yaramıza bir bandaj, kışın soğuk mu soğuk, ayaz mı ayaz havalarda bizi koruyan yün bir atkı, hastalandığımızda ise sıcak bir çorbadır. Meraklı olduğumuzda bir kitap, yolumuzu kaybettiğimiz zaman doğru yolu gösteren bir pusuladır. Ailemiz bizi her zaman sever, korur ve bize doğruyu gösterir; bizi kollamayı asla ihmal etmez.

Pek, aileler hata yapmaz mı? Tabii ki yaparlar. Her insan hayatında bir kere olsun hata yapmıştır. Ailelerin yaptığı hatalar büyük sonuçlar doğurabilir; en kötü ihtimalle çocuğun zihninde travma bırakabilir ve çocuk bu durumu dış dünyaya yansıtarak topluma zarar verebilir. Küçük yaştaki bireyler üzerinde baskı kuran ebeveynler, her ne kadar çocuklarının iyiliğini düşünse de bu durum birey için boğucu bir etki yaratabilir. Bu sebepten dolayı çocuk, yargılanacağını düşünerek bazı sırlarını ailesine anlatmak istemeyebilir. Ailede oluşan bu problem, çocuğun dış dünyadaki hayatını da etkiler; herkesin onu yargıladığını düşünmesine ve dolayısıyla agresif tepkiler vermesine yol açar.

Aynı zamanda anne ve babanın çocuğu sürekli yetersiz bulması ve eleştirmesi, çocukta kalıcı ruhsal yaralara ve duygusal yıpranmalara yol açabilir. Ailelerin her zaman aşırı korumacı ve boğucu olmaları yanlış bir yaklaşımdır. Aksine ipleri ne çok sıkmalı ne de çok gevşek bırakmalı, çocuğu özgür bırakırken aynı zamanda gerektiğinde "Hayır!" diyebilmelidirler. Çocuk, sınırların ebeveyninde olduğunu bilmeli ama kendisini asla bir tutsak gibi hissetmemelidir.

Ailede evlenmek kadar boşanmak da doğal bir süreçtir. Bir ailede anlaşmazlıklar, kavgalar veya şiddet varsa bireyler hayatlarını bu şekilde sürdürmek istemedikleri için ayrılabilirler. Buraya kadar her şey normaldir. "Peki ya çocuk ne yapar?" Evden mi gider? Hayır, daha kötüsü olur: Çocuğun dünyasını içten yıkan o kritik soru sorulur: "Anneni mi daha çok seviyorsun yoksa babanı mı?" İşte, çaresizlik içinde kalan çocuk; terk edilme korkusu, yalnızlık, içe kapanma ve depresyon gibi sorunlar yaşamaya başlar. Bu duygular âdeta bir sur gibi sarar bireyi.

Aslında böyle olmak zorunda değildir; hatta bu tercihin çocuğa hissettirilmesi bile büyük bir hatadır. Bir ebeveyn, çocuğu için her türlü fedakârlığı yapabiliyorsa bazen onun huzuru için kendi kararlarını yeniden gözden geçirmelidir.

Uzun lafın kısası aile fertleri, yaşamımızdaki en önemli dayanaktır. Onlar da hata yapabilirler ancak asıl önemli olan, bu hatalara karşı anlayış ve tolerans gösterebilmektir. Yaşamı, acılarıyla ve sevinçleriyle kabul etmek gerekir; o acı en yakınımızdan, yani ailemizden geliyor olsa bile...

Ömer KAÇAN

6/H

14 Ocak 2026 Çarşamba

SUYUN YAŞAMDAKİ ROLÜ

​İnsan bazı ihtiyaçlara sahiptir. İnsanın onsuz hayatta kalamayacağı, en gerekli olan bu ihtiyaçlara "temel ihtiyaçlar" denir. Bunlardan biri yemek yemek, bir diğeri ise su içmektir. Su, insan hayatı için büyük bir değer taşır. İnsan, su yokken hayatta kalmakta büyük derecede zorlanır. Su sadece insanlar için değil, diğer canlılar için de yararlı ve temel bir ihtiyaçtır. Ancak dünyada içilebilen su miktarı oldukça azdır. Buna rağmen insanlar suyu sonsuzmuş gibi tüketmeye devam ediyor.

​Su kaynakları bu bilinçsiz ve umursamazca tüketim yüzünden azalıyor. Bu tüketim, su miktarını düşürdükçe bazı bölgelerdeki insanlar ve doğadaki canlılar susuz kalmaya başladı. Doğal su kaynakları olan akarsular, nehirler ve yeraltı suları tükenme noktasına geldi. Kuraklık dünyada hüküm sürmeye yaklaşırken insanlar bu duruma kulaklarını tıkıyor. Su ile ilgili reklam görseler atlıyorlar, bilinçlendirme kulübü açılsa gitmiyorlar, bu konuyu ele alan bir broşür görseler bakmıyorlar, ilgili bir program görseler kanal değiştiriyorlar. Oysaki birazcık zaman ayırsalar anlayacaklar ki su da sonsuz değil. Bu duyarsızlık ise dünyanın kurumasına, çoraklaşmasına ve çocuklara susuz, zorlu bir gelecek kalmasına neden oluyor. Bu olayların ardı arkası kesilmezken sadece birkaç kişi suyu bilinçli tüketiyor. Dünya litrelerce suyu boşa akıtıyor ve bunu normal karşılıyor. Herkes suyun değerini unutmuş.

​Bu zor bir durum olsa da sorumluluğun çoğu küçük ellerde. Bizler suyun 2 hidrojen ve 1 oksijenden fazlası olduğunu bilir ve ona sahip çıkarsak insanlar da bilinçlenir. Bu konuya en iyi örnekler atalarımızdan verilebilir. Atalarımız suya verdikleri değeri pek çok şekilde anlatmıştır. Örneğin; "Su akar yolunu bulur", "Su akarken testiyi doldurmalı", "Su içene yılan bile dokunmaz" gibi atasözlerimiz vardır. Ayrıca kültürümüzde uzun bir yolculuğa çıkanların arkasından "Su gibi gidip su gibi gel" diyerek su dökülür; birine yardım ettiğimizde "Su gibi aziz ol" denir. Bunun daha pek çok örneği vardır.

​Peki, biz ne yapabiliriz? Damlatan muslukları tamir ettirebilir, bulaşıkları elde yıkamak yerine bulaşık makinesi kullanabilir, duş sürelerimizi kısaltabilir, arabalarımızı hortum ile yıkamaktan vazgeçebiliriz. Açık olan muslukları kapatabilir, suyu boşa akıtanları uyarabilir ve diş fırçalarken suyu açık bırakmamaya özen gösterebiliriz. Bu küçük değişimler büyük fark yaratır ve geleceği güzelleştirir. "Ben sadece bir çocuğum" deyip kenara çekilmek yerine böyle birkaç küçük değişiklik yaparsak, geleceği gerçekten oldukça büyük bir dertten kurtarırız. Bu bize fark yaratma şansını tanır.

​Uzun lafın kısası; su insan için vazgeçilemez bir değerdir ve bunun bilincinde olmak önemlidir. Ufacık bir değişim büyük bir fark yaratır. İşte bu yüzden suyun kıymetini bilmeli ve onun da tükenebilir bir kaynak olduğunun farkında olmalıyız.

​Sude Azra DURHAN

13 Ocak 2026 Salı

HER DAMLA DEĞERLİDİR

Biz, daha doğrusu insanlar, dünyada yaşamaktayız. Tabii ki yaşamak için gerekli ihtiyaçlarımız bulunmakta. Bunlar oksijen ve yemek gibi temel ihtiyaçlardır. Sizce en önemlisi, hatta en değerlisi nedir? Su. Evet, yalnızca su. Bir insan dört hafta aç kalabilir ama susuz üç gün bile yaşayamaz. Bu da suyun en değerli varlık olduğunun kanıtıdır.

​Ben size oksijenin değersiz olduğunu söylemiyorum. Ama bir düşünün: Su olmazsa ektiğimiz bitkileri sulayamayız. Bu da bitkilerin büyümeyeceği anlamına gelir. Meyve sebze olmazsa yemek de olmaz. Bu durumda hem susuz hem de aç kalmış oluruz.

​Suyun sınırsız bir kaynak olduğunu düşünebilirsiniz. Evet, su çok var ama biz sadece tatlı su içiyoruz. Dünyadaki sular tatlı ve tuzlu olmak üzere ikiye ayrılır. Tuzlu sular dünyanın çok büyük bir bölümünü kaplarken içilebilir durumdaki tatlı sular çok sınırlıdır. Susuz kalmamak için bu önemli tatlı suyu çok dikkatli, verimli ve yeteri kadar kullanmalıyız.

​Peki, bu önemli tatlı suyu nasıl verimli kullanabiliriz? Öncelikle duş sürelerimizi kısaltıp daha az su kullanabiliriz. Diş fırçalarken suyu boşa akıtmak yerine musluğu kapatıp sadece ihtiyacımız olduğunda açabiliriz. Bunun gibi daha birçok örnek var. Siz de üzerinize düşen vazifeyi yerine getirmeye çalışın.

​Su olmazsa ne olurdu? Anlattığımız gibi yaşam sona ererdi. Zaten insan vücudunun büyük çoğunluğu sudur. Bu yüzden en temel ihtiyacımız da sudur. Lütfen suyu israf etmeyin.

​Eğer ileride iyi bir hayat sürdürmek ve bu dünyayı emin ellerle gelecek nesillere bırakmak istiyorsanız tasarruf etmeye dikkat etmelisiniz. Herkes üzerine düşeni yapsa bu iş zaten hallolur.

​Uzun lafın kısası; su çok önemlidir, onu dikkatli kullanmalıyız. Çünkü su biterse hayat da biter. Unutmayın; su varsa yaşam vardır, su yoksa hayat yoktur.

Ada DANIŞ

6/A

12 Ocak 2026 Pazartesi

SUYU KORU, HAYATI YAŞA

Bildiğiniz gibi bizlerin güzel, harika bir yaşam sürmesi için üç ana ihtiyacımızı karşılamamız gerekir. Bunlardan birincisi beslenme yani yemek yemek, ikincisi barınmak yani bir evimizin olması ama en önemlisi sudur. Su, bizim yaşamımız için en temel, en önemli maddedir.

​Su, dünyamızın tamı tamına 3/4'ünü kaplar. Fakat hepsi içtiğimiz tatlı su değildir. Tatlı su, bunun sadece %1'idir. Yani son derece sınırlı. O yüzden elimizdeki bu hazineyi korumalı ve temiz tutmalıyız. Ayrıca su bizim vücudumuzda da bulunur, hem de çok miktarda yani vücudumuzun %70'i kadar. Ne kadar da çok, değil mi?

​Suyumuz çok değerli ama "Acaba suyumuzu yeterince koruduk mu, temiz tuttuk mu, israf ettik mi?" diye kendimize sormamız gerek. Yani bu sorularla ilerlemek gerekir.

​Ayrıca su, hayatımızın her alanında bulunur. Mesela içmek için, bazı yemekleri yapmak için, temizlenmek veya temizlemek için, toprağı nemli tutmak için, bitkileri sulamak için ve daha niceleri... Neredeyse hayatımızın her alanında suyu kullanırız.

​Saydığım bütün bu işler su ile gerçekleşir ve su hayatımızın devamını sağlar. Bu yüzden suyumuzu korumalı, ona özen göstermeli ve temiz tutmalıyız. Suyumuzu korumak için sizlere bazı konularda örnekler verebilirim.

​Mesela duş alırken suyu yeteri kadar kullanmalıyız, dişlerimizi fırçalarken suyu açık bırakmamalıyız, su içerken bardağımıza içeceğimiz kadar koymalıyız. Bir yerde musluk açık unutulursa onu kapatmalı ve suyu israf etmemeliyiz.

​Suyumuzu temiz tutmak için nehirlerimize ve denizlerimize çöplerimizi veya atıklarımızı kesinlikle atmamalıyız. Atanları da uyarmalıyız. Özellikle fabrikalardaki kimyasal maddeler de suya atılmamalıdır. Eğer bir fabrikanın böyle yaptığını görür veya duyarsanız hemen belediyeye şikâyet edebilirsiniz.

​Bir başka konumuz ise eğer suyumuzu korursak geleceğe yani çocuklarımıza harika bir yaşam bırakabiliriz. Fakat suyumuzu dikkatli kullanmazsak iyi bir gelecek olmayabilir.

Uzun lafın kısası, suyumuzu her daim korumalı ve temiz tutmalıyız.


Mihrimah ÇAM

6/A

17 Aralık 2025 Çarşamba

ORMANLAR YAŞASIN DİYE

İnsanı insan yapan özellik nedir? Güzelliği mi, parası mı? Hayır! İnsanı insan yapan; aklı, düşünebilmesi ve davranışlarıdır.

Peki, vatanı vatan yapan özellik nedir? Bayrağı mı, milleti mi, yoksa marşı mı? Hayır, bunların hiçbiri tek başına vatanı vatan kılmaz. Toprak olmadıktan sonra bayrak, millet, marş olsa ne yazar? Vatanı vatan yapan en önemli unsur topraktır.


Bizler, uğruna milyonlarca can feda edilen topraklarımız için en büyük çabayı göstermeliyiz. Topraklarımızı en iyi şekilde korumak için onları ormanlara dönüştürebiliriz. Ormanlar, vatanımızı en güzel şekilde yansıtan âdeta birer cennet bahçesidir. Bu yüzden ormanlarımızı yaşatmalı ve bilinçli olmalıyız. Yerlere izmarit, cam, plastik atık ve pil gibi doğaya zarar verecek maddeler atmamalı; doğayı kendi canımız gibi korumalıyız. Ayrıca mangal yapıldıktan sonra ateşi söndürmemek ve bilinçsizce anız yakmak da olumsuz sonuçlara neden olabilir.


Cennet bahçesi gibi güzel ormanlarımız; insanların dikkatsizliği yüzünden kül olmayı, masum insanlarımız dumanda yaşamayı, hayvanlarımız ölmeyi ve yuvalarından olmayı, vatanımız ise yüz binlerce kilometrekarelik arazisini kaybetmeyi hak etmiyor. Bizler, yeşil vatanımıza zarar gelmemesi için çabalamalı ve onu daima korumalıyız.

Her şey ormanlar yaşasın diye…


Elif KABA

6/H

15 Aralık 2025 Pazartesi

VATAN VARSA BİZ DE VARIZ

Vatanın ana kahramanı Mustafa Kemal’dir ve bu kahramanlık hiç de kolay olmamıştır. O, buz gibi soğukta ilerlemiş; gece gündüz demeden canını ortaya koymuştur. İşte konumuz: Vatan.

Vatan sadece toprak değildir. O; kanla sulanmış, evlatlarından ve kendinden vazgeçen, “Yaşlıyım, çocuğum, anneyim.” demeden mücadele eden bir milletin emanetidir. İstiklal için savaşan kahramanları yalnızca 10 Kasım’da, 15 Temmuz’da değil; her gün hatırlayacağız. Şehitlerimizi asla unutmayacağız.

Ne demişti Mehmet Akif?

“Bastığın yerleri toprak diyerek geçme!”

Vatan sadece topraktan mı ibarettir? Son dönemde yeşil vatanımız da çok büyük zarar gördü. Yangınlar hepimizi derinden yaraladı. Yanan sadece ormanlar değildi, milyonların  yüreği de yandı. Ama milletimiz yeşil vatanımız için de genç yaşlı demeden yangınlarla mücadeleye koştu.

Araçlar da kaldı alevlerin arasında, içinde belki insanlar bile vardı. İnsanlar ağladı. Kuşlar, kaplumbağalar ve nice canlı yuvasız kaldı.

Vatan için anlatılacak daha çok şey vardır. Biz onun peşinden gideceğiz, onu koruyacağız. O bayrak hiç inmeyecek; hep dalgalanacak. Dalgalanacak ki vatan gülsün.


Zümra Zeynep ZEREN

6/A

BU BİZİM ÇEVREMİZ

Biz insanların yaşadığı bir alan vardır. Bunlardan biri de çevredir. Çevre, aslında bizim hayatımız gibidir; çevremiz kirlenirse hayatımız da değişir, kararır. Asıl anlamıyla çevre, kişinin içinde bulunduğu ve toplumu oluşturan ortama denir. Bu ortamın ne olduğu fark etmez. İster orman olsun, ister okul, ev, alışveriş merkezi ya da sahil… Hiç fark etmez, çünkü hepsi çevremizin bir parçasıdır.

Bu ortamlarda uymamız gereken bazı kurallar vardır. Örneğin yerlere çöp atmamak, çöp atanları uyarmak, yüksek sesle konuşmamak ve insanları rahatsız edebilecek davranışlardan kaçınmak bunlardan bazılarıdır. Elbette uymamız gereken kurallar sadece bunlarla sınırlı değildir.

En önemli husus ise herkesin de bildiği gibi çevreyi temiz tutmaktır. Günümüzde çevreyle ilgili en sık karşılaştığımız sorunlardan biri, yerlere çöp atılmasıdır. İnsanlar bilinçsizce çöplerini yaşadıkları çevreye savuruyorlar. Oysa çevrede kendileri gibi birçok canlı yaşadığını unutuyorlar. Böyle davranarak sadece çevreye değil, kendilerine de zarar veriyorlar. Unutuyorlar, bilmiyorlar; belki de bilmek istemiyorlar. Bizler de bunu yapanları uyarmalı, onlara hatırlatmalıyız. Çünkü bunu yapmak bizim elimizde. Unutmayalım ki bu bizim çevremizdir.

Elif KABA

6/H

14 Aralık 2025 Pazar

TEMİZ ÇEVRE, TEMİZ DÜNYA VE TEMİZ GELECEK

Biz nerede yaşıyoruz? Tabii ki doğada yaşıyoruz. Nefes almak, su içmek ve beslenmek için çevre ve doğa bizim için çok önemlidir. Peki, çevreyi korumak için neler yapabiliriz? Yerlere çöp atmaz, en azından bir ağaç dikebiliriz. Temizlik yapabiliriz. Elbette ki çöp atanları da uyarabiliriz.

Yangınlar… Hani diyorsunuz ya “Yangın nasıl oldu, her yer nasıl yandı?” İşte çevreye atılan plastikler ve cam parçaları yüzünden oluyor. Eğer biz sağlıklı şekilde yaşamak istiyorsak çevremizi temiz tutmalıyız. “Bu çöpü ben atmadım, ben kaldırmam.” diyemeyiz. Evet, çöp atanların suçu olabilir ama biz onlar gibi kötü insanlar değiliz. Biz doğayı ve çevreyi koruyan insanlar olmalıyız. Hepimiz iyilik yapan insanlarız, öyle değil mi? Böylece ağaçlar yeşerir ve bize oksijen verir. Yaşamak için oksijen gereklidir yoksa nefes alamayız. Çevremizi temiz tutarsak yangınlar azalır çünkü yere cam kırıkları atılmaz. 

Ormanlık alanlara ya da şehir merkezlerine çöp atmayalım. Kimse çöplükte yaşamak istemez. Herkes temiz bir doğada yaşamak ister. Peki, çöp atarsak temiz bir çevrede yaşayabilir miyiz? Aslında sizlere söylemek istediğim şudur: Çevreye ve doğaya çöp atmayalım. Yoksa bütün dünya çöp olur.

Biz dünyamızın çöp olmasını istemiyoruz; temiz bir dünya, temiz bir il, temiz bir ülke ve temiz bir gelecek istiyoruz. Siz de bizim gibi temiz bir gelecek istiyorsanız çöp atmayın, atanları uyarın ve çevrenizi temiz tutun. Hep birlikte mutlu bir şekilde temiz bir dünyada yaşayalım.


Ceren DURMAZ

6/H

13 Aralık 2025 Cumartesi

TABİATIN ÇIĞLIĞI

Bizim ilk evimiz, en sevdiğimiz yer neresidir? Bahsettiğim yer dünyamız. Şu an onu önemsemiyor olabilirsiniz ancak tabiatımız gün geçtikçe zarar görmekte. Ormanlar, bizim ciğerlerimiz. İnsanlar artık hem kendi ciğerlerini hem de doğanın ciğerlerini yok ediyorlar. 

Biz sigara içip, izmaritini doğaya atıp hiçbir şey olmamış gibi gidiyoruz. Lakin o sönmemiş sigara bize yangın olarak geri geliyor. Bunu sadece sigara da sağlamıyor. Doğaya attığımız camdan tutun plastiğe kadar her şey zarar veriyor tabiata. Ancak bizim bilmediğimiz şey şu ki o zarar verdiğimiz doğa bize zulüm olarak dönecek. Suyu kirletiyoruz, boş yere harcıyoruz. Biz susuz yaşayamayız. O hâlde size soruyorum: Neden tabiatın çığlığını duymuyorsunuz?

Oysaki yapmamız gereken şey çok basit. Çöplerimizi doğaya atmamak, suyu tasarruflu kullanmak ve geri dönüşüme önem vermek. Fakat üzülerek söylüyorum ki bunu yapanların sayısı dünyamızda çok çok az. Bunun nedeni de insanların artık her konuda umursamaz davranması ve olumsuzlukları görmezden gelmesi. Orman yangını, küresel ısınma, iklim değişikliği ve daha sayamadığım onlarcası… 

Bunların asıl sebebi biziz. En zeki canlının insan olduğunu düşünüyoruz ama biz insanlar olarak daha ilk annemizi, dünyamızı koruyamıyoruz. Hayvanları da unutmayalım tabii ki. Onları öldüren, canice katleden, yasadışı işlere bulaşan avcılardır söz ettiğim. Gerçi hepimiz birer avcıyız. Hem kendimizi hem de doğayı yok ediyoruz.

Dünya 4,6 milyar yıldır yaşıyor. Ama bana sorarsanız şu an ölmemek için elinden geleni yapıyor. İyi bir dünya bırakmalıyız çocuklarımıza. Kirli, kötü ve can çekişen bir dünya değil!

Bilge Nur KESKİN
6/H

12 Aralık 2025 Cuma

GEÇMİŞİN MİRASI, GELECEĞİN NEFESİ

Bizim insanımız şu anda harika bir yaşam sürüyor. Savaş yok; aileler, çocuklarına her imkanı sağlamakta. Herkes huzurlu, neşeli ve mutlu ama acaba içlerinden bir kişi bile "Biz bu topraklarda nasıl yaşıyoruz?" veya "Biz bu topraklara nasıl geldik?" demiş midir? İşte, konumuz da bu cennet vatanımız.

​Vatanımız hiç de kolay kazanılmadı. Bu millet neler yaptı, bir bilseniz! Ne kanlar döküldü... Kimi evladını hiçe sayıp o dondurucu kış vaktinde cepheye mermi ulaştırmak için kendinden vazgeçti, kimi büyük bir kararlılıkla cepheye koştu, kimi kara gözleriyle erkek kılığına girerek orduya katıldı, kimi ise sırtındaki merminin kaç kilo olduğunu hiç düşünmeden onu taşıdı. O zor zamanlarda milletimiz tek bir vücut olarak vatanımızı korumuştur. Dökülen o kanları; şehitlerimizi, askerlerimizi ve nice komutanlarımızı geri getiremeyiz ancak onlara olan borcumuzu vatanımızı koruyarak ödeyebiliriz.

​Bir de şöyle düşünün: Siz bir askersiniz. O korkunç savaşta bir yandan bombalar patlıyor, bir yandan top ve kurşun sesleri yükseliyor; bir yanda bağrışmalar, kan izleri ve daha nicesi... Çok korkunç, değil mi? Fakat askerimiz bu vatan için ne kadar da cesurdu!

​Vatan denince aklınıza sadece toprak veya millet kavramları gelmesin. Bizim bir de "yeşil" vatanımız bulunmaktadır. Ormanlarımız, ağaçlarımız ve çiçeklerimiz... Bu güzellikleri her zaman korumalıyız. Ormanlarımızı asla yakmamalı ve onlara zarar vermemeliyiz. Bildiğiniz gibi içimizdeki bazı kötü niyetli insanlar ormanlarımızı bilerek yakıyorlar. Bu ne kadar acı bir durum! Evimiz dediğimiz doğa ve içindeki canlılar, yine insanlar tarafından yok ediliyor.

​O yangınlarda bir sürü canımızı yitirdik. Sayamadığımız kadar hayvanımızı kaybettik. Milyonlarca ağacımız yandı ve oksijen kaynağımız azaldı.

Uzun lafın kısası, vatanımız çok ama çok değerli bir hazinedir bizim için. Bu millet, birbirine bağlı kaldığı sürece sonsuza dek güçlü kalacak ve sapasağlam bir zincir gibi asla kopmayacaktır.


Mihrimah ÇAM

6/A

VATANIMIZ: DÜNYADAKİ CENNET

Vatan denince sizin aklınıza ne geliyor? Benim aklıma bayrak, toprak, şehit ve ay yıldız gibi kelimeler geliyor.

​Biliyorsunuz ki vatanımız bizim en değerli varlığımızdır. Atalarımız bu vatanı düşmanların ellerine vermemek için şehit düşmüş, gazi olmuşlardır. Atalarımız bu zaferi kazanmasalardı bizim şu anda ne bir evimiz ne de bir vatanımız olurdu.

​Çanakkale’de o gün bu vatan için kanlarını döken dedelerimiz hatırına, bizlerin bu vatana daha çok sahip çıkması ve daha çok çalışması gerekmektedir. Toprağı her kazdığınızda altından çıkan her mermi ve her şehit için bugün dimdik ayakta durmalı ve vatanımıza sahip çıkmalıyız.

​Dedelerimiz vatanımızın yedi bölgesi için de savaştı. Ancak ben bir temmuz ayında vatanımın yemyeşil ormanlarında yangın haberleri duyduğumda nefes almakta zorlanıyorum çünkü vatanımın ciğerleri sönüyor. 

Piknik yapmaya gittiği ormanda çöplerini ve cam şişeleri bırakan, yaktığı mangal ateşini tam söndürmeyen, "Aman ne olacak canım?" deyip arkasına bile bakmadan oradan ayrılan ya da arabasıyla giderken sigara izmaritini düşüncesizce ormana atan bir insan, dedelerimizin bizlere armağan ettiği bu eşsiz vatanı sevdiğini nasıl iddia edebilir? 

Vatanı sevmek sadece "Onu seviyorum." demekle olmaz. Vatanın ormanlarını, topraklarını, denizlerini, kısacası her şeyini koruyup kollamak gerçek vatan sevgisidir.

​Millî şairimiz Mehmet Akif Ersoy, vatanımız bizim için ne denli değerli olduğunu şu dizeleriyle çok güzel biçimde ifade etmiştir: 

​"Kim bu cennet vatanın uğrunda olmaz ki feda?

Şüheda fışkıracak toprağı sıksan, şüheda!

Canı, cananı, bütün varlığımı alsın da Hüda,

Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda."

 

Zehra AKPINAR

6/A 

18 Kasım 2025 Salı

ÇEVREMİZ

Çevremizde her şey bulunur; örneğin ağaçlar, evler, arabalar, bitkiler vb. Bu, kısacası çevrenin her şeyi içinde bulunduran doğa olduğu anlamına gelir.

​Ancak, bu çevreyi kirleten insanlar var. Bu kişilere ne yazık ki caydırıcı para ya da hapis cezası verilmiyor. Bence çevreyi kirleten insanlara, hapis cezası veya ciddi bir para cezası uygulanmalıdır.

​Öte yandan çevreye sadece insanlar zarar vermiyor; doğal afetler de büyük hasara yol açıyor. Bu doğal afetler yangın, sel, deprem, heyelan vb. olaylardır. Bence devletin bu ve benzeri afetlere çözüm bulması gerekiyor. Peki, devlet bu afetlere çözüm bulmazsa ne olur? Deprem, evleri yıkar ve evsiz kalırız. Yangınlar ormanları yakar ve oksijensiz kalırız. Bu nedenle AFAD, TEMA vb. sivil toplum kuruluşları, büyük miktarda fidan bağışı yapmalıdır.

​İşte arkadaşlar, çevre dediğimiz şey budur. Lütfen çevremizi temiz tutalım ve onu kirli bırakmayalım.


Eymen HEBİLOĞLU

6/A

17 Kasım 2025 Pazartesi

Bir Çöp, Bir Dünya: Çevreyi Temiz Tutmak Neden Önemli?

Merhaba,

Bugün "Çevre nedir, çevreyi nasıl temiz tutabiliriz, çevre kirliliği nedir ve çevreye neden sahip çıkmalıyız?" sorularını cevaplandıracağız.

Öncelikle çevre; üzerinde bulunduğumuz dünyanın doğal alanlarına veya okul, hastane, ev ya da iş yeri gibi yerlerin etrafına denilebilir. Ancak bizim konumuz bugün doğal çevre olacak.

Çevreyi korumak, bizim en büyük sorumluluklarımızdan biridir; çünkü çevre, hayatımızda bize çok yardımcı olur. Örneğin, ormanlar bize oksijen sağlar; ovalar olabildiğine renkli olduğu için ufkumuzu genişletir; kanyonlar mükemmel resimler için ilham kaynağı olabilir. Yani anlayacağınız, doğa bizim için her şeydir ve onu korumak da bizim borcumuzdur.

Çevre kirliliği ise yerlere çöp atılması, araç egzozlarının dumanı, atık yağlar ve benzeri etkenlerle çevrenin zarar görmesi anlamına gelir.

Çevreyi nasıl temiz tutabileceğimize gelirsek; öncelikle parkta çekirdek çitleyip kabuklarını yere atanları uyarmak ya da kendimiz bu davranışı yapmamak iyi bir örnektir. Aynı şekilde, araba egzozlarının kirletici etkisini azaltmak için elektrikli araçlar kullanabilir, egzoz sistemlerine filtre takabilir ve kesinlikle yere çöp atmamalıyız.

Çevreyi ve dünyamızı temiz tutmak bizim elimizde. Bilin ki bu dünyada sadece insanlar yaşamıyor; hayvanlar, bitkiler, mikroorganizmalar, resifler ve daha niceleriyle birlikte yaşıyoruz. Eğer onlara iyi bakmazsak çevremiz yok olur, insanlar da zarar görür ve dünyamız tükenir.

Yazımı değerli şairimiz Yunus Emre’nin bir sözüyle bitirmek istiyorum:

"Bir avuç toprak, biraz da suyum ben,

Neyimle övüneyim, işte buyum ben."


Ahmet Kaan KISA

6/A