İnsanlar, yaratılışları gereği sosyal canlılardır ve başka insanlara ihtiyaç duyarlar. Bu sebeple temel topluluklar oluşturmuşlardır; bunların en başında da aile gelir. Ailedeki kişiler birbirlerine kan bağıyla bağlı olsalar da aralarında güçlü bir duygusal bağ da vardır.
Aile kendi içinde kategorilere ayrılır; bunlar çekirdek ve geniş ailedir. Çekirdek aile; anne, baba ve çocukları kapsar. Geniş aile ise çekirdek ailenin aksine anne, baba ve çocukların yanı sıra anneanne, babaanne ve dede gibi aile büyüklerini de içine alır.
Aile, bireylerin hayatında önemli bir rol oynar. Bireylere verilen ilk eğitim ailede başlar. Aile, bizim ilerideki yol ayrımlarımızı belirleyen rehberimizdir. Düştüğümüzde yaramıza bir bandaj, kışın soğuk mu soğuk, ayaz mı ayaz havalarda bizi koruyan yün bir atkı, hastalandığımızda ise sıcak bir çorbadır. Meraklı olduğumuzda bir kitap, yolumuzu kaybettiğimiz zaman doğru yolu gösteren bir pusuladır. Ailemiz bizi her zaman sever, korur ve bize doğruyu gösterir; bizi kollamayı asla ihmal etmez.
Pek, aileler hata yapmaz mı? Tabii ki yaparlar. Her insan hayatında bir kere olsun hata yapmıştır. Ailelerin yaptığı hatalar büyük sonuçlar doğurabilir; en kötü ihtimalle çocuğun zihninde travma bırakabilir ve çocuk bu durumu dış dünyaya yansıtarak topluma zarar verebilir. Küçük yaştaki bireyler üzerinde baskı kuran ebeveynler, her ne kadar çocuklarının iyiliğini düşünse de bu durum birey için boğucu bir etki yaratabilir. Bu sebepten dolayı çocuk, yargılanacağını düşünerek bazı sırlarını ailesine anlatmak istemeyebilir. Ailede oluşan bu problem, çocuğun dış dünyadaki hayatını da etkiler; herkesin onu yargıladığını düşünmesine ve dolayısıyla agresif tepkiler vermesine yol açar.
Aynı zamanda anne ve babanın çocuğu sürekli yetersiz bulması ve eleştirmesi, çocukta kalıcı ruhsal yaralara ve duygusal yıpranmalara yol açabilir. Ailelerin her zaman aşırı korumacı ve boğucu olmaları yanlış bir yaklaşımdır. Aksine ipleri ne çok sıkmalı ne de çok gevşek bırakmalı, çocuğu özgür bırakırken aynı zamanda gerektiğinde "Hayır!" diyebilmelidirler. Çocuk, sınırların ebeveyninde olduğunu bilmeli ama kendisini asla bir tutsak gibi hissetmemelidir.
Ailede evlenmek kadar boşanmak da doğal bir süreçtir. Bir ailede anlaşmazlıklar, kavgalar veya şiddet varsa bireyler hayatlarını bu şekilde sürdürmek istemedikleri için ayrılabilirler. Buraya kadar her şey normaldir. "Peki ya çocuk ne yapar?" Evden mi gider? Hayır, daha kötüsü olur: Çocuğun dünyasını içten yıkan o kritik soru sorulur: "Anneni mi daha çok seviyorsun yoksa babanı mı?" İşte, çaresizlik içinde kalan çocuk; terk edilme korkusu, yalnızlık, içe kapanma ve depresyon gibi sorunlar yaşamaya başlar. Bu duygular âdeta bir sur gibi sarar bireyi.
Aslında böyle olmak zorunda değildir; hatta bu tercihin çocuğa hissettirilmesi bile büyük bir hatadır. Bir ebeveyn, çocuğu için her türlü fedakârlığı yapabiliyorsa bazen onun huzuru için kendi kararlarını yeniden gözden geçirmelidir.
Uzun lafın kısası aile fertleri, yaşamımızdaki en önemli dayanaktır. Onlar da hata yapabilirler ancak asıl önemli olan, bu hatalara karşı anlayış ve tolerans gösterebilmektir. Yaşamı, acılarıyla ve sevinçleriyle kabul etmek gerekir; o acı en yakınımızdan, yani ailemizden geliyor olsa bile...
Ömer KAÇAN
6/H