14 Şubat 2026 Cumartesi

KÖKLERİM VE KANATLARIM: AİLEM

İnsanlar, yaratılışları gereği sosyal canlılardır ve başka insanlara ihtiyaç duyarlar. Bu sebeple temel topluluklar oluşturmuşlardır; bunların en başında da aile gelir. Ailedeki kişiler birbirlerine kan bağıyla bağlı olsalar da aralarında güçlü bir duygusal bağ da vardır.

Aile kendi içinde kategorilere ayrılır; bunlar çekirdek ve geniş ailedir. Çekirdek aile; anne, baba ve çocukları kapsar. Geniş aile ise çekirdek ailenin aksine anne, baba ve çocukların yanı sıra anneanne, babaanne ve dede gibi aile büyüklerini de içine alır.

Aile, bireylerin hayatında önemli bir rol oynar. Bireylere verilen ilk eğitim ailede başlar. Aile, bizim ilerideki yol ayrımlarımızı belirleyen rehberimizdir. Düştüğümüzde yaramıza bir bandaj, kışın soğuk mu soğuk, ayaz mı ayaz havalarda bizi koruyan yün bir atkı, hastalandığımızda ise sıcak bir çorbadır. Meraklı olduğumuzda bir kitap, yolumuzu kaybettiğimiz zaman doğru yolu gösteren bir pusuladır. Ailemiz bizi her zaman sever, korur ve bize doğruyu gösterir; bizi kollamayı asla ihmal etmez.

Pek, aileler hata yapmaz mı? Tabii ki yaparlar. Her insan hayatında bir kere olsun hata yapmıştır. Ailelerin yaptığı hatalar büyük sonuçlar doğurabilir; en kötü ihtimalle çocuğun zihninde travma bırakabilir ve çocuk bu durumu dış dünyaya yansıtarak topluma zarar verebilir. Küçük yaştaki bireyler üzerinde baskı kuran ebeveynler, her ne kadar çocuklarının iyiliğini düşünse de bu durum birey için boğucu bir etki yaratabilir. Bu sebepten dolayı çocuk, yargılanacağını düşünerek bazı sırlarını ailesine anlatmak istemeyebilir. Ailede oluşan bu problem, çocuğun dış dünyadaki hayatını da etkiler; herkesin onu yargıladığını düşünmesine ve dolayısıyla agresif tepkiler vermesine yol açar.

Aynı zamanda anne ve babanın çocuğu sürekli yetersiz bulması ve eleştirmesi, çocukta kalıcı ruhsal yaralara ve duygusal yıpranmalara yol açabilir. Ailelerin her zaman aşırı korumacı ve boğucu olmaları yanlış bir yaklaşımdır. Aksine ipleri ne çok sıkmalı ne de çok gevşek bırakmalı, çocuğu özgür bırakırken aynı zamanda gerektiğinde "Hayır!" diyebilmelidirler. Çocuk, sınırların ebeveyninde olduğunu bilmeli ama kendisini asla bir tutsak gibi hissetmemelidir.

Ailede evlenmek kadar boşanmak da doğal bir süreçtir. Bir ailede anlaşmazlıklar, kavgalar veya şiddet varsa bireyler hayatlarını bu şekilde sürdürmek istemedikleri için ayrılabilirler. Buraya kadar her şey normaldir. "Peki ya çocuk ne yapar?" Evden mi gider? Hayır, daha kötüsü olur: Çocuğun dünyasını içten yıkan o kritik soru sorulur: "Anneni mi daha çok seviyorsun yoksa babanı mı?" İşte, çaresizlik içinde kalan çocuk; terk edilme korkusu, yalnızlık, içe kapanma ve depresyon gibi sorunlar yaşamaya başlar. Bu duygular âdeta bir sur gibi sarar bireyi.

Aslında böyle olmak zorunda değildir; hatta bu tercihin çocuğa hissettirilmesi bile büyük bir hatadır. Bir ebeveyn, çocuğu için her türlü fedakârlığı yapabiliyorsa bazen onun huzuru için kendi kararlarını yeniden gözden geçirmelidir.

Uzun lafın kısası aile fertleri, yaşamımızdaki en önemli dayanaktır. Onlar da hata yapabilirler ancak asıl önemli olan, bu hatalara karşı anlayış ve tolerans gösterebilmektir. Yaşamı, acılarıyla ve sevinçleriyle kabul etmek gerekir; o acı en yakınımızdan, yani ailemizden geliyor olsa bile...

Ömer KAÇAN

6/H

14 Ocak 2026 Çarşamba

SUYUN YAŞAMDAKİ ROLÜ

​İnsan bazı ihtiyaçlara sahiptir. İnsanın onsuz hayatta kalamayacağı, en gerekli olan bu ihtiyaçlara "temel ihtiyaçlar" denir. Bunlardan biri yemek yemek, bir diğeri ise su içmektir. Su, insan hayatı için büyük bir değer taşır. İnsan, su yokken hayatta kalmakta büyük derecede zorlanır. Su sadece insanlar için değil, diğer canlılar için de yararlı ve temel bir ihtiyaçtır. Ancak dünyada içilebilen su miktarı oldukça azdır. Buna rağmen insanlar suyu sonsuzmuş gibi tüketmeye devam ediyor.

​Su kaynakları bu bilinçsiz ve umursamazca tüketim yüzünden azalıyor. Bu tüketim, su miktarını düşürdükçe bazı bölgelerdeki insanlar ve doğadaki canlılar susuz kalmaya başladı. Doğal su kaynakları olan akarsular, nehirler ve yeraltı suları tükenme noktasına geldi. Kuraklık dünyada hüküm sürmeye yaklaşırken insanlar bu duruma kulaklarını tıkıyor. Su ile ilgili reklam görseler atlıyorlar, bilinçlendirme kulübü açılsa gitmiyorlar, bu konuyu ele alan bir broşür görseler bakmıyorlar, ilgili bir program görseler kanal değiştiriyorlar. Oysaki birazcık zaman ayırsalar anlayacaklar ki su da sonsuz değil. Bu duyarsızlık ise dünyanın kurumasına, çoraklaşmasına ve çocuklara susuz, zorlu bir gelecek kalmasına neden oluyor. Bu olayların ardı arkası kesilmezken sadece birkaç kişi suyu bilinçli tüketiyor. Dünya litrelerce suyu boşa akıtıyor ve bunu normal karşılıyor. Herkes suyun değerini unutmuş.

​Bu zor bir durum olsa da sorumluluğun çoğu küçük ellerde. Bizler suyun 2 hidrojen ve 1 oksijenden fazlası olduğunu bilir ve ona sahip çıkarsak insanlar da bilinçlenir. Bu konuya en iyi örnekler atalarımızdan verilebilir. Atalarımız suya verdikleri değeri pek çok şekilde anlatmıştır. Örneğin; "Su akar yolunu bulur", "Su akarken testiyi doldurmalı", "Su içene yılan bile dokunmaz" gibi atasözlerimiz vardır. Ayrıca kültürümüzde uzun bir yolculuğa çıkanların arkasından "Su gibi gidip su gibi gel" diyerek su dökülür; birine yardım ettiğimizde "Su gibi aziz ol" denir. Bunun daha pek çok örneği vardır.

​Peki, biz ne yapabiliriz? Damlatan muslukları tamir ettirebilir, bulaşıkları elde yıkamak yerine bulaşık makinesi kullanabilir, duş sürelerimizi kısaltabilir, arabalarımızı hortum ile yıkamaktan vazgeçebiliriz. Açık olan muslukları kapatabilir, suyu boşa akıtanları uyarabilir ve diş fırçalarken suyu açık bırakmamaya özen gösterebiliriz. Bu küçük değişimler büyük fark yaratır ve geleceği güzelleştirir. "Ben sadece bir çocuğum" deyip kenara çekilmek yerine böyle birkaç küçük değişiklik yaparsak, geleceği gerçekten oldukça büyük bir dertten kurtarırız. Bu bize fark yaratma şansını tanır.

​Uzun lafın kısası; su insan için vazgeçilemez bir değerdir ve bunun bilincinde olmak önemlidir. Ufacık bir değişim büyük bir fark yaratır. İşte bu yüzden suyun kıymetini bilmeli ve onun da tükenebilir bir kaynak olduğunun farkında olmalıyız.

​Sude Azra DURHAN

13 Ocak 2026 Salı

HER DAMLA DEĞERLİDİR

Biz, daha doğrusu insanlar, dünyada yaşamaktayız. Tabii ki yaşamak için gerekli ihtiyaçlarımız bulunmakta. Bunlar oksijen ve yemek gibi temel ihtiyaçlardır. Sizce en önemlisi, hatta en değerlisi nedir? Su. Evet, yalnızca su. Bir insan dört hafta aç kalabilir ama susuz üç gün bile yaşayamaz. Bu da suyun en değerli varlık olduğunun kanıtıdır.

​Ben size oksijenin değersiz olduğunu söylemiyorum. Ama bir düşünün: Su olmazsa ektiğimiz bitkileri sulayamayız. Bu da bitkilerin büyümeyeceği anlamına gelir. Meyve sebze olmazsa yemek de olmaz. Bu durumda hem susuz hem de aç kalmış oluruz.

​Suyun sınırsız bir kaynak olduğunu düşünebilirsiniz. Evet, su çok var ama biz sadece tatlı su içiyoruz. Dünyadaki sular tatlı ve tuzlu olmak üzere ikiye ayrılır. Tuzlu sular dünyanın çok büyük bir bölümünü kaplarken içilebilir durumdaki tatlı sular çok sınırlıdır. Susuz kalmamak için bu önemli tatlı suyu çok dikkatli, verimli ve yeteri kadar kullanmalıyız.

​Peki, bu önemli tatlı suyu nasıl verimli kullanabiliriz? Öncelikle duş sürelerimizi kısaltıp daha az su kullanabiliriz. Diş fırçalarken suyu boşa akıtmak yerine musluğu kapatıp sadece ihtiyacımız olduğunda açabiliriz. Bunun gibi daha birçok örnek var. Siz de üzerinize düşen vazifeyi yerine getirmeye çalışın.

​Su olmazsa ne olurdu? Anlattığımız gibi yaşam sona ererdi. Zaten insan vücudunun büyük çoğunluğu sudur. Bu yüzden en temel ihtiyacımız da sudur. Lütfen suyu israf etmeyin.

​Eğer ileride iyi bir hayat sürdürmek ve bu dünyayı emin ellerle gelecek nesillere bırakmak istiyorsanız tasarruf etmeye dikkat etmelisiniz. Herkes üzerine düşeni yapsa bu iş zaten hallolur.

​Uzun lafın kısası; su çok önemlidir, onu dikkatli kullanmalıyız. Çünkü su biterse hayat da biter. Unutmayın; su varsa yaşam vardır, su yoksa hayat yoktur.

Ada DANIŞ

6/A

12 Ocak 2026 Pazartesi

SUYU KORU, HAYATI YAŞA

Bildiğiniz gibi bizlerin güzel, harika bir yaşam sürmesi için üç ana ihtiyacımızı karşılamamız gerekir. Bunlardan birincisi beslenme yani yemek yemek, ikincisi barınmak yani bir evimizin olması ama en önemlisi sudur. Su, bizim yaşamımız için en temel, en önemli maddedir.

​Su, dünyamızın tamı tamına 3/4'ünü kaplar. Fakat hepsi içtiğimiz tatlı su değildir. Tatlı su, bunun sadece %1'idir. Yani son derece sınırlı. O yüzden elimizdeki bu hazineyi korumalı ve temiz tutmalıyız. Ayrıca su bizim vücudumuzda da bulunur, hem de çok miktarda yani vücudumuzun %70'i kadar. Ne kadar da çok, değil mi?

​Suyumuz çok değerli ama "Acaba suyumuzu yeterince koruduk mu, temiz tuttuk mu, israf ettik mi?" diye kendimize sormamız gerek. Yani bu sorularla ilerlemek gerekir.

​Ayrıca su, hayatımızın her alanında bulunur. Mesela içmek için, bazı yemekleri yapmak için, temizlenmek veya temizlemek için, toprağı nemli tutmak için, bitkileri sulamak için ve daha niceleri... Neredeyse hayatımızın her alanında suyu kullanırız.

​Saydığım bütün bu işler su ile gerçekleşir ve su hayatımızın devamını sağlar. Bu yüzden suyumuzu korumalı, ona özen göstermeli ve temiz tutmalıyız. Suyumuzu korumak için sizlere bazı konularda örnekler verebilirim.

​Mesela duş alırken suyu yeteri kadar kullanmalıyız, dişlerimizi fırçalarken suyu açık bırakmamalıyız, su içerken bardağımıza içeceğimiz kadar koymalıyız. Bir yerde musluk açık unutulursa onu kapatmalı ve suyu israf etmemeliyiz.

​Suyumuzu temiz tutmak için nehirlerimize ve denizlerimize çöplerimizi veya atıklarımızı kesinlikle atmamalıyız. Atanları da uyarmalıyız. Özellikle fabrikalardaki kimyasal maddeler de suya atılmamalıdır. Eğer bir fabrikanın böyle yaptığını görür veya duyarsanız hemen belediyeye şikâyet edebilirsiniz.

​Bir başka konumuz ise eğer suyumuzu korursak geleceğe yani çocuklarımıza harika bir yaşam bırakabiliriz. Fakat suyumuzu dikkatli kullanmazsak iyi bir gelecek olmayabilir.

Uzun lafın kısası, suyumuzu her daim korumalı ve temiz tutmalıyız.


Mihrimah ÇAM

6/A